Home of Forex Trading

Developing Country Debt and Globalisation

This chapter considers the relationship between developing country external debt and the integration of world markets in the 1980s and 1990s (‘globalisation’). Governments, companies, other institutions, and individuals contract debt, and it is a major confusion to refer to the debt of ‘countries’. Perhaps the defining characteristic of an external debt is that the contracting party is not, in general, the party upon whom the burden for repayment falls. In general, governments and the wealthy in developing countries contract the debt, while it is the mass of the non-wealthy population that bears the burden of its repayment. This is especially the case during periods of financial crisis.
Read more…


Understanding Capitalism in the Third World

How Marxists understood capitalist development – or its absence – in Latin America, Africa and Asia changed dramatically over the course of the twentieth century. Broadly speaking, in the first half of the century Marxists believed that the countries of Latin America, Africa and Asia were underdeveloped because they were not capitalist. In the second half of the twentieth century most socialist scholars turned this interpretation on its head and argued that tricontinental countries were underdeveloped because they were capitalist. This radical revision was part the result of changing socio-economic conditions, and part the product of changing revolutionary strategies in the Third World. This chapter examines ruptures as well as continuities in Marxist approaches to underdevelopment and shows that how we understand capitalist development matters.
Read more…


War, Peace and Capitalism: Is Capitalism the Harbinger of Peace or the Greatest Threat to World Peace?

One of the political arguments for capitalism has always been that it could tie people up with the relatively benign business of moneymaking, thus diverting them from the more nefarious activities of seeking power and making war, to which they might otherwise be prone (Hirschman 1977). It is still often presumed that capitalism is pacific, because it knits people together within and among countries in the bustle of production and exchange, consuming their attention and raising the costs of war. A very different idea of the properties of capitalism is captured by Wood: ‘I am convinced…that capitalism cannot deliver world peace. It seems to me axiomatic that the expansionary, competitive and exploitative logic of capitalist accumulation in the context of the nation-state system must, in the longer or shorter term, be destabilising, and that capitalism – and at the moment its most aggressive and adventurist organising force, the government of the United States – is and will for the foreseeable future remain the greatest threat to world peace’ (1995, p. 265 – see Chapter 9). This chapter discusses whether there is a clear Marxist position on war or on the links between war and capitalism. It then shows the consequences of not adopting a historical political economy perspective. It argues for the relevance of a historically minded analysis of contemporary war in which the role of capitalism – advanced and nascent – is central but complex.
Read more…


Menderes’in Dış Politikası

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini müteakip Türkiye’de de çok partili döneme geçiliyor ve 1946’da kurulan Demokrat Parti, 4 yıl sonra yapılan seçimlerle iktidara geliyordu. Menderes, iki kutuplu bir dünyada ABD ve Batı yanlısı bir politika izleyerek menfaat sağlamaya çalıştı. Ancak bunu yaparken uyguladığı koşulsuz teslimiyetçi politika, hem kendi sonunu hazırladı, hem de özellikle Arap ülkelerinin Türkiye’ye karşı uzun yıllar sürecek nefret duymalarına neden oldu. Çünkü Menderes hükümetleri, emperyal Batılı güçler tarafından sömürülen ülkelerdeki bağımsızlık hareketlerine karşı sömürgeci devletlerin yanında yer aldı.

Read more…


İslâm Alemi İbn-i Haldun’u Anlamadığı İçin Sükut-u Hayale Uğradı

2023- 2023 dergisinin 100ncü sayısı sebebiyle Türkiye’nin organik aydını olarak nitelendirdiğimiz isimleriyle söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Sizden, öncelikle içinde bulunduğumuz durumu tanımlamanızı istiyoruz. Nasıl bir Türkiye’de yaşıyoruz?

Hocaoğlu- Çok teşekkür ederim. Önce şahsıma gösterdiğiniz alâkadan dolayı teşekkür ederim, sonra bugüne kadarki yayın çizginizde gösterdiğiniz hassasiyetlerden dolayı teşekkür ederim ve son olarak da, 2023 dergisinin yüzüncü sayısını doldurmuş olmasından dolayısıyla tebriklerimi, daha da mükemmelleşerek devam etmesi temennilerimle iletmek isterim.
Read more…


Gazzali ve Descartes’da Varlık, İnsan ve Bilgi – I

Mukaddime: Ebu-Hamid Muhammed bin Muhammed El-Gazzali (1058-1111) bütün İslam düşünce tarihinin tartışmasız şekilde en büyük otoritelerinden birisi, tesirleri günümüze kadar intikal etmiş olan tarih çapında bir dahidir ve uzun asırlar boyunca Huccetu’l-İslam ve Zeynu’d-din unvanlarıyla taçlandırılmıştır.  René Descartes (Renatus Cartesius) (1596-1650) ise, Batı (Garp) düşünce tarihinin en büyük simalarından olup, modern batı felsefesinin babası unvanını taşımaktadır.  Gazzali hem geniş anlamıyla bir hakim, hem bir filozof olmakla beraber İslam dünyasında daha ziyade bir sufi ve bir din alimi olarak şöhret yapmıştır. Descartes ise esas itibariyle bir filozof, bunun yanında otoriter bir matematikçidir ve fakat aynı zamanda modern çağlar fizik ilminin felsefi temellendirilmesini yapmış ve bu ilme-diğerlerine kıyasla az olmakla beraber-katkıda bulunmuş olması hesabiyle hem bir bilim filozofu ve hem de bir fizikçidir. Çok farklı fikir iklimlerinde, farklı zamanlar ve mekanlarda yaşamış olmalarına rağmen bu iki dahinin ayrıldıkları birçok hususun yanında müşterek bir çok noktalarda buluştukları bilinmektedir. Biz bu küçük araştırmada her iki filozofun bütün sistemlerinin tam bir mukayeseli dökümüne teşebbüs edecek değiliz; böyle bir şeyin birkaç doktora konusu olacak kadar engin bir saha olduğunun şuurunda olarak sadece, insan ve bilgi konularındaki görüşlerini çok muhtar bir surette ve kalın çizgilerle gündeme getirmek istiyoruz.
Read more…


Next Page »