Azıcık daha derine inince…

derinSon 50 yıllık ortalama büyüme oranımızın altında büyüdüğümüz bir yılda, en yüksek ikinci cari işlemler açığını verdik. 2013 yılı GSYH rakamlarını dün öğrendik. Büyüme oranımız %4 oldu. Kişi başı gelirimiz ise %2.8 oranında arttı. Büyüme oranımız son 50 yıllık ortalama büyüme oranımızın altında kalsa da, 2012’ye kıyasla belirgin biçimde yükseldi. Dikkatimi çeken diğer noktalar şöyle.

 

Birincisi, 2013’te iç talebe dayalı bir büyüme gerçekleşti. Yılın her çeyreğinde net dış talep (ihracat ile ithalatın farkı) büyümeyi düşürücü yönde gerçekleşti. İkincisi, yılın son üç çeyreğinde büyüme oranımız neredeyse aynı düzeyde seyretti; %4.3 ile %4.5 arasında gezindi. Bu, son elli yıllık ortalama büyüme oranımıza oldukça yakın bir düzey. Üçüncüsü, özel yatırım harcamaları yılın ikinci yarısında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla arttı. Oysa hem 2012’nin tümünde hem de 2013’ün ilk yarısında özel yatırım harcamaları azalmıştı. Dördüncüsü, 2013’ün ilk çeyreğinde gerçekleşen GSYH artışı neredeyse tümüyle kamu harcamalarındaki artıştan kaynaklanmıştı. İkinci çeyrekten itibaren bu durum değişti, özel kesim harcamalarının katkısı ağır bastı. Bu beş olgunun ilki dışında kalanlar olumlu yönde gelişmelere işaret ediyorlar.

Şimdi gelin biraz daha derinden inceleyelim GSYH gelişmelerini. İlk çarpıcı olgu şu: 2013 yılında cari işlemler açığımızın GSYH’ya oranı %7.9 oldu. Farklı bir ifadeyle, son 50 yıllık ortalama büyüme oranımızın altında büyüdüğümüz bir yılda, en yüksek ikinci cari işlemler açığını verdik. Ne anlamı var bunun? Bu köşede daha önce birkaç kez vurguladığım bir tehlikeyi biraz daha gözler önüne seriyor bu olgu. Şu çok sevimsiz bir “bileşim” ile karşı karşıyayız son yıllarda: Düşük büyüme – yüksek cari açık. Bu, potansiyel büyüme oranımız olarak düşündüğümüz son 50 yıllık ortalama büyüme oranımız olarak düşündüğümüz son 50 yıllık ortalama büyüme oranımız olan %4.7’nin, artık potansiyelimizin üzerinde bir noktaya karşı gelmekte olduğuna işaret ediyor. Yani, yeni potansiyel büyüme oranımız daha düşük olabilir. Düşünmek gerekiyor.

buyumeoran

İkinci çarpıcı olgu ise tabloda yer alıyor. 2002-2007 döneminde (eski?) potansiyelimizin çok üzerinde büyüdük. Oysa bu yüksek büyüme dönemini sürdüremedik. 2008-13 dönemindeki ortalama büyüme oranımız 2002-2007’dekinin çok altında. Üstelik 2008-13 döneminde büyüme bir önceki döneme kıyasla üç kat daha oynak. Henüz bitirmediğim Tablo açık: Yoruma gerek var mı? yazı dizimin son üç yazısında yer alan derin sorunlarımız bunun arkasındaki temel neden: Düşük eğitim düzeyi, düşük yatırım (tasarruf) oranı ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içindeki düşük payı. Bu üç unsur, yapılan çalışmalara göre dünya üzerindeki yüksek büyüme dönemlerinin kalıcı olmamalarının arkasındaki temel nedenlerin başında geliyorlar.