Ekonomi Yönetimi Politika Değişikliğine Mi Hazırlanıyor?

Son döneme kadar ekonomi yönetiminin politikası yüksek faiz-düşük kur politikasıydı. Böylece kısa vadeli sermaye yani sıcak para girişleri hızlandı, yabancı paraya erişim kolaylaştı, TL’nin değeri yükseldi. Benimsenen bu politikayla fiyat istikrarı kısmen sağlanmış olsa da dış ticaret açığı hızla büyüdü. Çünkü aşırı değerli TL sebebiyle sanayiciler üretmek yerine aynı ürünü daha ucuz kaldığı için ithal etmek yoluna gittiler. Dış ticaret açığının yükselmesi, otomatikman cari açığı da yükseltti.

Yüksek faiz düşük kur politika tercihinin sonucu kısmen düşük enflasyon, yüksek cari açık ve istihdama çare olmayan büyümedir.

Ortadoğu, Rusya ve Ukrayna’daki gelişmeler, Avrupa’nın satın alma gücünün hem kendi iç dinamikleri hem de eurusd paritesinin düşmesiyle azalma trendine girmesi ihracatın büyüme hızını düşürmeye başladı. Buna bir de iç talepteki daralma eklenince büyüme hızımız %3’lere geriledi.

Yukarıda özetlediğimiz temel sebepler nedeniyle ekonomi yönetimi düşük kur yüksek faiz politikasını terk edeceğinin sinyallerini vermeye başladı. Bunu iki yolla yapabilirlerdi. Birincisi, olumsuz gelişmeleri yok farzederek inceldiği yerden kopmasını beklemek ve ikincisi politika değişikliğine giderek kademeli bir biçimde bu riski ortadan kaldırmak. Görüldüğü kadarıyla ikinci yol tercih edildi.

Düşük faiz, yüksek kur kavramı aslında “gerçekçi kur politikası” olarak da tanımlanabilir. Gerçekçi kur politikasına geçiş halinde neler olacak:

-Enflasyonda kısmi yükseliş görülecek,

-Döviz borçlarının maliyetlerinin artacak,

-Dolar bazlı GSMH ile kişi başına düşen gelir rakamlarındaki sanal artışlar traşlanacak,

-Bütçe açığı büyüyecek,

-işsizlik kısa vadede artacak,

-Kamu borcunun milli gelire oranı yükselecek,

-Hane halkının harcanabilir geliri düşecek

-İç pazar daralaca,

-Bankaların kârları düşecektir.

Yüksek kur, düşük faiz politikasına geçilirken dikkat edilmesi gereken açmazlar var:

Bunların başında ihraç ürünlerimizdeki ara malı ithal oranının %70’ler seviyesine çıkmış olması geliyor. Kurlardaki aşırı bir sıçrama ithal ürün maliyetlerini artıracağından ihracatçıyı zora sokabilir. Ara malı ithali yerine yerli üretime dönülmesi ise öyle akşamdan sabaha olacak bir olay değildir. Sanayicinin ithal ara malını dahilde üretme kararı verebilmesi için öncelikle hükumetin bu yeni politikasının uzun soluklu olduğuna ikna olması lazım. Bu da yeterli olmayabilir. Ara malı ithalinin yerli üretimle ikamesi için ek teşvikler getirilmesi gerekebilir.

Bir diğer açmaz ise özel kesimin 212 milyar dolara ulaşmış dış borçları. Üstelik bunun 133 milyar doları kısa vadeli. Buna kamu ve Merkez Bankası borçlarını da eklediğimizde rakam 397 milyar dolara ulaşıyor.

Üçüncü olarak düşük faiz politikası sıcak para girişinde yavaşlamaya neden olacak. Para girişindeki daralmayla devlet, kamu açıklarının finansmanı için iç borçlanmaya yönelecektir. Gerçekçi kur politikasıyla enflasyon hedeflemesinin ikinci plana atılması, borçlanma maliyetlerini yukarı çekecektir.

Yani bu politika değişikliği bıçak sırtında giden bir süreç olacaktır. Kurların yukarı yönlü hareketinin tedrici olarak yapılması, ani ve hızlı bir değer artışından uzak durulması gerekir.

Ekonomi yönetiminin bütün unsurlarının, başbakanın ve hatta cumhurbaşkanı ve danışmanlarının bu kritik dönüşüm aşamasında koordineli hareket etmesi ve demeç verirken dikkatli olmaları lazımdır. Kur-faiz tartışmalarının ulu orta yapılmaması lazım. Aksi halde spekülatif atak için pusuda bekleyenlerin ekmeğine yağ sürülür ve düşük faiz, yüksek kur politikası ölü doğar. Spekülatif ataklarla faizleri (daha önce olduğu gibi) iki kattan daha fazla artırmak zorunda bırakabilirler. Üstelik faizlerdeki bu artış, kurları eski seviyelerine getirmeye yetmez ve bir de bakarız ki “yüksek kur, yüksek faiz” sürecine uyanmışız.