Farabi’nin İdeal Devleti: Erdemli Şehir (El Medinetü’l Fazıla)

al-farabi2Farabi’nin erdemli şehir adlı eseri, Türk-İslam düşünce hayatında hiç kuşkusuz oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle Farabi’nin felsefi görüşleriyle kurguladığı toplum-devlet ilişkisini son derece açık bir biçimde anlatması eserin önemini artıran başlıca unsurlardan birisidir. Bunun yanında Antik Yunan Felsefesi ile İslam Felsefesi arasındaki karşılıklı etkileşimi ortaya koyması “İdeal Devlet”i önemli kılan bir başka neden olarak karşımıza çıkmaktadır.

Farabi, “İdeal Devlet” (El-Medinetü’l Fazıla)’da öncelikli olarak, toplumları sınıflara ayırmakta, bunlar içinden ise ancak “erdemli toplum”da mükemmellik ve mutluluğa ulaşılabileceğini ifade etmektedir. O’na göre, insanın nihai amacı mutluluk ve erdeme ulaşmak olmalıdır. Bu da ancak erdemli bir toplumda mümkündür. Erdemli toplum dışındaki toplumları “zıt toplumlar” olarak değerlendirir ve bunları cahil, bozuk, karakteri değişmiş, doğru yolu bulamamış toplumlar olarak sınıflandırmaktadır.

Eserde dikkat çeken önemli bir nokta, Farabi’nin felsefi analizler yapma yoluna giderek devlet kavramına açıklık getirmeye çalışmasıdır. Örneğin İlk Varolan (İlk Neden) ile devletin yöneticisi arasında, insan bedeni ile devlet arasında kurmuş olduğu organik bağlar oldukça dikkate değerdir. Organizmacı bir görüşten hareket ederek devlet kuramını açıklamaya çalışmıştır.

Farabi’nin siyaset anlayışı insan merkezlidir. Siyaset felsefesinin ana temasını “erdemli şehir” oluşturur. Erdemli şehrin kökeni ve amacı mutlak saadettir. O’na göre; en iyi devlet gerçek adalete dayanır. Adalet, her değerin özündeki zaruri bir unsurdur. Erdemli şehrin yöneticisi politik güçle felsefi bilgeliğe sahip ilk başkandır. İlk başkan on iki niteliğe sahiptir. Ancak bu vasıflara haiz hiç kimse yoksa altı niteliğe sahip biri ikinci başkan olur. Farabi, devletleri erdemli şehir ve erdemli olmayan şehirler olarak sınıflandırır. Erdemli şehir tektir. Alim ve erdemli kişilerin bulunduğu bir yerdir. Bu şehirde toplum üyeleri birbirine yardım eder. Erdemli olmayan şehirler ise dört çeşittir: Cahil şehir, Fasık şehir, Değişebilen şehir ve Sapkın şehir. Erdemli olmayan şehirlerde insani değerler gelişmemiştir. Bunlar, başkalaşmış ve bozulmuş niteliksiz toplumlardır.

İnsanlar hayatlarını devam ettirebilmek için ve en üstün yetkinliklere ulaşmak için tamamını yalnız temin etmesi imkansız olan birçok şeye muhtaç yaratılmıştır. Bu yüzden insan, başkalarının yardımına ihtiyaç duyar. Bu sebeple insanlar, ihtiyaçlarını karşılamak için topluluklar oluşturur ve bu topluluklar daha büyük ihtiyaçlar için bir araya gelir ve daha büyük toplulukları oluşturur. Erdemli şehir, organları tam ve sağlıklı olan, bütün organları canlı varlığını hayatını sağlayıp korumak için birbirleriyle yardımlaşan bir bedene benzer. Nitekim, bedenin organları farklı yaratılışta olduğu gibi sahip oldukları güçler açısından da organlar arasında bir derecelendirme söz konusudur. Bedende tek idareci organ olan kalp ile kalbe yakın konumdaki organlar bulunmaktadır. Bu organlardan her birinin idareci organın amacına uygun olarak kendi işlevlerini gerçekleştirmelerini sağlayan tabii güçleri vardır. Bu organlar dışında ise, idareci organ ile aralarında herhangi bir aracı olmayan organların amaçlarına uygun olarak işlevlerini gerçekleştirdikleri güçleri vardır ki, bu organlar mertebe bakımından ikinci sıradadır. Diğer bazı organlar ise bu ikinci mertebedeki organların amaçlarına göre hareket etmektedirler. Bu durum, organa hizmet eden, ancak idare edeceği hiçbir organ bulunmayan organlara kadar böyle devam eder.

Şehir de aynı beden gibi farklı yaratılışta ve yapıları bakımından aralarında bir derecelenmenin söz konusu olduğu bölümlere sahiptir. Şehirde bir insan idareci konumundadır ve bu idareciye yakın durumda başka insanlar bulunmaktadır, idareciye yakın konumdaki bu insanların her birinin idarecinin amacına uygun olarak hareket etmelerini sağlayan bir yapısı ve yeteneği vardır. Bunlar ilk mertebedeki insanlardır. Devletin bütün unsurları, başkalarının amaçlarına göre hareket eden, başkalarına hizmet edip, kendilerine hizmet eden hiç kimse bulunmayan insanlara kadar bu şekilde sıralanır. Bunlar en aşağı mertebedeki insanlardır, ancak bedenin organları gibi bu organlara ait güçleri sağlayan yapılar da tabiidir. Halbuki şehrin unsurları tabii olsa da, bunların şehir için işlevlerini gerçekleştirmelerini sağlayan yapı ve kaabiliyetleri tabii değil, iradidir.

Erdemli şehrin yöneticisinin sıradan bir insan olması mümkün değildir çünkü yöneticilik şu iki şeyden birisiyle gerçekleşir:

1-Kişinin yaratılış ve yapısı bakımından yöneticiliğe hazırlanmış olması,

2-İradi yapı ve kaabiliyet, bi bu da tabiat olarak yöneticiliğe yatkın olarak yaratılmış bir kimse için söz konusudur.

Farabi’ye göre, doğal ihtiyaçların etkisiyle bir araya gelerek toplumu oluşturan bireyleri bilgin ve erdemli kişiler yönetmelidir. Bir topluma ancak bedenen ve ruhen sağlam, zeki, öğrenme ve öğretmeyi seven, dürüst, kendine güvenen, Tanrı’ya inanan, çalışkan kimse başkan olmalıdır. Bu özelliklere sahip yöneticiler, yönettikleri kişileri bilgi bakımından yükseltirler. Toplum yaşamında yöneticiler, yönettikleri kişileri bilgi bakımından yükseltirler. Toplum yaşamında iyiyi, doğruyu ve güzeli gerçekleştirmek suretiyle insanların mutluluğunu sağlarlar. Yöneticiler bu niteliklere sahip olmadıkları takdirde, yönettikleri kişiler mutsuz olur. Mutluluğa ulaşmak için kurulan her şehir erdemli şehirdir. Mutluluğa ulaşmak için el ele vererek çalışan bir millet, ve en geniş anlamda bütün milletler mutluluğa ulaşmak için el birliğiyle çalıştığında “erdemli dünya”ya ulaşılmış olur.

Başkanlık edecek kişide şu erdemler bulunmalıdır: Organları tam olmalıdır, anlayışlı olmalıdır, belleği güçlü olmalıdır, akıllı ve ince görüşlü olmalıdır, güzel konuşmalıdır, öğrenmeye gönüllü olmalıdır; yiyeceğe-içeceğe ve eğlenceye tutkun olmamalıdır, doğruluğu sevmeli, yalancılıktan kaçınmalıdır. Nefsini yüksek tutmalı ve kendisinden kuşkulandıracak şeylerden çekinmelidir, dindar olmalı ve dünyevi kaygılarda gözü bulunmamalıdır, adaletli olmalı ve kötülük yapmaktan çekinmelidir, işinde arzulu olmalıdır.

Farabi, bizim yeryüzü gökyüzü tabirlerimiz yerine “ay altı” ve “ay üstü” tabirlerini kullanır. Buna göre “Ay altı âlem akıl ve irade sahibi insanın yurdudur. Burada düzenin kurulması onun elindedir. Burada kurulacak olan bir erdemli şehir, kendisi başlı başına bir erdemli düzeni oluşturan ay üstü âleminin İlahi düzlemde bir mütemmimi olacaktır. Ay üstü âlemde bozulmadan / fesad ve değişimden uzak mükemmel bir düzen hâkimdir, ay altı âlem ise madde ile karıştığından mükemmellikten uzaklaşmıştır. Akletme yetisi sahibi insan ruhî yönü ile gerçek saadetin peşinde iken maddi yönü itibari ile de servet, şöhret, şehvet gibi kuvvetlerin etkisi altındadır. İnsan tabiatı icabı toplum içerisinde yaşamaya mahkûmdur. Öyle ise onun gerçek mutluluğa ulaşması da yine bir toplumsal düzen içerisinde mümkün olacaktır. İşte insanın gerçek mutluluğa erişmesini sağlayan bu düzenin adı “Erdemli Şehir”dir.

Fârâbî’de siyaset ilminin ilk hedefi gerçek mutluluğa ulaşmaktır. Mutluluk erdemli şehrin belirleyici özelliği ve özüdür.

Farabi’ye göre gerçek mutluluğun asıl mekânı ahirettir. Bu nedenle iki alem birbiriyle doğrudan ilişkilidir. Dini hayat, dünyevi hayattan ayrı ve kopuk değil; aksine dini hayat dünyevi hayatın merkezi ve mihveridir. İşte, dünya ve ahiret saadetini birlikte gerçekleşeceği, şehir “Erdemli şehir”dir. Erdemli şehrin idarecisi ile alemin idarecesinin farklı olmaması gerekir. Ancak yeryüzü idaresi doğrudan değil dolaylı olarak vahiy ve peygamberler vasıtasıyla yapılmak mecburiyetindedir. “El-Evvel’den ruhu’l-kudüs vasıtası ile gelen bu vahyi şeriat olarak şehirde uygulamaya başlar yani burada hâkim olan irade de el-Evvel’in iradesidir. Böylece bütün kâinat O’nun iradesinin somutlaştığı bir mekân olur. Erdemli şehrin başkanı da bunun aracısıdır.”

Bir şehrin erdemli olup olmadığını ayırt etmenin temel kıstası ilk başkan ve uyguladığı siyasettir. Eğer ilk başkan erdemli bir kişi yönetimi de erdemli bir yönetim ise bu şehir erdemli bir şehirdir ancak ilk başkanın yönetimi cahilî bir yönetim olursa bu şehir de cahili bir şehirdir. Farabi, toplumların önüne konan sağlık, refah, cömertlik, büyüklük gibi hasletleri cahili iyilikler sayar. Bu tür iyilikler erdemli bir şehrin hedefi olamaz, bunları hedef alan şehir cahili bir şehirdir. Yine ilk başkanın yönetimi sapık (dalalet) bir yönetim ise ya da düzmece bir yönetim ise bu şehir de sapık şehir ya da düzmece şehir olarak isimlendirilir. Farabi, es-Siyasetü’l-Medeniyye adlı siyasete dair kaleme aldığı bir diğer eserinde cahili yönetim biçimlerini sayarken bunlar arasında demokratik yönetim biçimlerini (el-medinetü’l-cema’iyye) de sayar. Onun demokratik yönetimleri cahili yönetimler arasında saymasının birincil nedeni bu yönetimlerde yaşayan insanların dilediklerini yapmakta serbest olmalarıdır. Farabi’ye göre demokrasilerdeki serbestiyet ortamı erdemsiz fikirlerin neşvü nema bulmasına ve yayılmasına ortam hazırlayacaktır. Böylesi bir ortamda süflî arzularının peşinde koşan insanların sayısı çoğalacak ve yönetimi ellerine alan başkanlarda kendi kurallarını halka benimsetemeyeceklerdir. Hatta bu tür toplumlarda yöneticiler iktidara gelmek için halkın çoğunluğunun desteğine ihtiyaç duyduklarından onların gayri ahlâki olan yaşam tarzlarına göz yumacaklardır.

O’na göre demokrasi kendi bünyesinde “hazcılık”ın her türüne açıktır, her türlü arzu ve ihtiraslar kendisine burada tatmin imkanı bulabilir ve bu tür idari sistemlerde erdemli kimselerin yönetimi ele almalarına müsaade edilmez.

Farabi, Abü Nasr Muhammed al-Farab (Batı’da Alpharabius olarak tanınır). 870’de Kazakistan’ın Farab şehrinde doğduğundan Farabi (Farablı) olarak tanınır. Ölüm tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 14 Aralık 950 ila 12 Ocak 951 tarihleri ağırlık kazanmaktadır. Şam’da vefat etmiştir. Filozofluğunun yanısıra, yazar, astronom ve aynı zamanda müzisyendir. İslam medeniyetinin Altın Çağı’nı yaşadığı 8-13. yüzyıllar arasında insanlığa kazandırdığı düşünürlerden biridir.

Aristo’dan etkilenmiştir. İslam aydınları arasında Muallim-i Sani veya Hace-i Sani (ikinci üstad-Magister secundus) olarak bilinir. Hace-i Evvel (Birinci üstad-Magister Primus) Aristo’dur.

Bütün eserlerini Arapça yazmıştır. Aristo’nun eserlerini şerhler düşerek Arapça’ya tercüme etmiştir. Ancak ikinci üstad ünvanı almasının ana nedeni, Aristo’nun 6 ciltlik temel mantık kitabı Organon’un tüm bölümlerini içeren tercüme ve şerhler yanında, iki bölüm daha ekleyerek 8 cilde çıkarmasıdır.

Farabi, El-Kindi’nin kurucusu olduğu kabul edilen ve İslam felsefesinde rasyonel(Aristocu) eğilimi ifade eden Meşşailik akımının ikinci kurucusudur.

al-farabi2