FED Yine Aynı Hatayı Mı Yapacak?

Geride bıraktığımız yılda sadece ABD ekonomisinde olumlu gelişmeler yaşandı. %3’e yakın büyüme oranı ve %5’lere gerileyen işsizlik rakamı bırakın gelişmiş ülkeleri, birçok gelişmekte olan ülkenin rakamlarından bile çok daha iyi. FED faizleri hızla aşağı çekerken bilançosunu da 4 trilyon doların üzerine taşıdı. Bu rakam ABD GSYH’sının neredeyse %25’ine tekabül ediyor.

FED’in temel senaryosu önce faizlerde kademeli yükseltme ve ardından bilanço küçültmeye başlanması şeklinde.

FED’in faiz artıramayacağını iddia edenlerin temel iki argümanından biri doların aşırı değerlenmesi, diğeri de bu değerlenmenin ABD ihracatına olumsuz etki yapması yönünde.

FED üyelerinin likiditeyi sonlandırıp, faiz artırım sürecine girme kararı alırken bunları düşünemeyecek kadar geri zekalı olduklarını sanmıyorum.

Meseleyi biraz açalım: ABD faizlerindeki artış, yurt dışında doların güçlenmesine neden olur. Bu durumda ABD ihracatı pahalı, ithalatı ucuz hale gelir. Aradaki fark ise yüksek faiz arayan ülkelerden gelen dolar akışı ile kapanır. ABD ihracatı azalacağı için işsizlik artar ancak buna karşı enflasyon oranını düşük tutan ucuz ithalat kazanır. Ödemeler dengesi açığı da yurt dışı yatırımlarla finanse edilir.

FED tutanaklarında dikkat çekilen iki husustan biri enflasyon oranında %2 ısrarı, diğeri ise ücret artışları.

Başta petrol ve emtia fiyatlarındaki sert düşüş ortadayken enflasyon hedefinin %2 olarak korunuyor olmasının bana göre bir mantığı yoktur ve FED bu hedefi aşağı revize etmelidir.

Öte yandan ücret artışlarındaki endişe de bana göre yersiz. Çünkü benzin fiyatlarına duyarlı ABD tüketici profilini dikkate aldığımızda, petrol fiyatlarındaki düşüşün harcanabilir geliri artıracağı ortadadır. Üstelik, Deutsche Bank’ın hazırladığı aşağıdaki grafikte de görüleceği üzere yaratılan işlerdeki saatlik kazançların ortalama saatlik kazanç rakamının çok üzerinde olunduğu gerek son bir yıllık, gerekse son beş yıllık verilerde açıkça görülüyor.

Greenspan döneminde de faiz artışları için geç kalınmış ve bu gecikme her ay 25 baz puanlık, 2 yılda 425 baz puanlık artışla %5.25’e gelinmesine neden olmuştu. Bu geçikmiş faiz artışı öncesi risk iştahını abartan ve terste kalan birçok yatırımcı vardı. Düşük faizlerden değişken faizli ipotek kredileri alanların aylık ödemeleri hızla yükseldi ve kredilerde geri dönüş sıkıntıları oluşmaya başladı. Bankalar, düşük faizli ipotek kredilerinden oluşan tahvillerden de büyük zararlar yazdılar.

Peki bugün yaşananların 2004’te yaşananlardan farkı var mı?

FED, önümüzdeki 2-3 yıllık dönemde, kaynağı ne olursa olsun yeni bir kriz dalgasına düşük faiz ve yüksek bilanço ile yakalanırsa bu olası dalganın altından kalkamaz. Üstelik bu kadar iyi ekonomik gelişmeye rağmen faiz artıramazsa veya yine geç kalırsa tarihinin en büyük hatalarından birini yapmış olur.

Bu açıdan, FED’in “sabırlı” gibi kelimelerle piyasaları oyalamak yerine bir an önce faiz artış takvimini açıklaması gerekir. Çünkü faiz artışının ne zaman yapılacağından çok hangi oranda ve ne sıklıkla yapılacağı daha önemli. Aksi davranışlar piyasalarda gereksiz risk iştahıyla yeni balonların oluşmasına sebep olacak. FED’in kendi eliyle oyaladığı ve geciktirdiği faiz artışı geldiğinde de bunu fiyatlamamış olan piyasalarda çok daha sert dalgalanmalar görülecek.