Hisse Analiz Teknikleri

hisseBu teknikler, literatürde dinamik ve statik teknikler olarak ikiye ayrılır. Fakat aslında dinamik bir mali analiz mümkün değildir. Çünkü gösterdiğimiz gibi mali tablolar bir film gibi hareketli değil, bir resim gibi statiktirler. Öyle olunca, onlardan kalkarak yapılan analizler de dinamik olamaz. Ancak çeşitli dönemlerin birbiriyle kıyaslanmasıyla yapılan ve belirli bir zaman etkisini içeren bu tür analizlere biz dinamik yerine mukayeseli statik analiz demeyi tercih ediyoruz. Burada, örneğin bir şirketin ardarda gelen yıllardaki bilançolarında hangi kalemlerin artış, hangilerinin azalma gösterdiği incelenir ve bir trend tespit edilmeye çalışılır.

Temel analizde başlıca üç tür mali tablo analiz yöntemi vardır; yüzde analizi, eğilim yüzdeleri analizi ve oran analizi. Artık en yaygın kullanılan yöntem oran analizidir. Buna rağmen ben sık sık diğer iki analize de itibar etmekten kendimi alıkoyamam. Zira meslekten analistlerin katılmayacağını bilsem de bana oranlar, birşeyleri fazla mistifiye ediyor gibi gelir.

Dikey Yüzde Metodu İle Analiz: Bu analiz yönteminde, bilanço ya da gelir tablosundaki her bir kalem, tablonun toplam değerinin bir yüzdesi olarak ifade edilir. Örneğin bilanço 100 ise duran varlıklar 40 gibi. Böylelikle çeşitli kalemlerin görevi ve önemi ortaya çıkarılmaya çalışılır.

Eğilim Yüzdeleri: Bu yöntem aslında bir endeksleme türüdür. Tablonun ait olduğu bir yıl baz yıl olarak alınır ve tablonun, izleyen yıllarda bütün kalemleri baz yıldaki değerlerine endekslenerek incelenir.

Oran Analizi: Rasyo analizi de denir. Mali tablolardaki bazı kalemler diğerlerine bölünerek birer oran elde edilir. Bu oranlar diğer şirketler için de hesaplanır ve eldeki şirket için bulunan oranlar, başkaları ve sektör  ya da piyasa, için hesaplanmış oran ortalaması ya da medyanı ile kıyaslanarak o işletmenin mali durumu hakkında bir karar verilmeye çalışılır. Oran analizi, dediğimiz gibi en yaygın analiz yöntemidir.

Temel Analizde Başlıca Oranlar:

Başlıca dört tür oran dikkate değer; likidite oranları, faaliyet oranları, kârlılık oranları ve finansal yapı ile ilgili borçluluk vs oranları.

Likidite oranları borçların ne kadar acil, kaynakların ne kadar serbest olduğunu ölçer, faaliyet oranları işletmenin kaynaklarını ne kadar hızlı çevirebildiğini, kârlılık oranları adından da anlaşılacağı gibi değişik kârlılık kriterlerini, finansal yapı oranları da borçların veya borç yüklerinin durumunu ölçer.

Oran analizinde imalat sanayi, sigorta ve bankacılık sektöründe kullanılan bazı oranlar birbirinden farklılık gösterir. İmalat sanayi şirketlerinde kullanılan başlıca finansal oranlar şunlardır:

Cari oran = Dönen varlıklar / kısa vadeli borçlar: Dönen varlıkların kısa vadeli borçları karşılama gücünü göstermektedir. Yüksek değerler firmanın likiditesinin iyi durumda olduğunu gösterir. 2 ve üzerindeki değerler tercih edilir.

Likidite oranı = Dönen varlıklar-stoklar-diğer dönen varlıklar/kısa vadeli borçlar: Kısa vadede nakde dönüşebilecek dönen varlıkların, kısa vadeli borçları karşılama gücünü göstermektedir. Yüksek olması tercih edilir.

Alacak devir hızı = Formül: Net satışlar/kısa vadeli ticari alacaklar: Ticari alacakları kaç kez satışlara dönüştüğünü göstermektedir. Genelde devir hızının yüksekliği ve artması iyi bir gösterge olarak yorumlanır.

Stok devir hızı = Satışların maliyeti / (D. Başı stok + D. Sonu stok) / 2): Stokların yıl içinde kaç kez satışlara dönüştürüldüğünü göstermektedir. Devir hızının yüksek olması işletmenin kârlılığını olumlu yönde etkiler.

Borçlanma oranı = Borçlar toplamı / öz sermaye: İşletmenin borçlanarak sağladığı yabancı kaynaklar ile, ortakların sağladığı ve faaliyet sonucu yaratılan öz sermaye arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Oranın küçük olması tercih edilir.

Kaldıraç oranı = Borçlar toplamı / aktif toplam: Bu oran aktiflerin ne kadarının borçlarla finanse edildiğini göstermektedir. Oranın küçük olması iyidir.

Faiz karşılama gücü = (Dönem kârı+finansman giderleri) Finansman giderleri: İşletmenin finansman giderleri öncesinde oluşan faaliyet kârı ile finansman giderlerini ne ölçüde karşılama kabiliyeti olduğunu gösterir. Oranın büyük olması tercih edilir.

Özsermaye kârlılığı = Net dönem kârı/özsermaye: İyletmenin ne ölçüde kârlı işletildiğini göstermektedir. Oranın büyük olması tercih edilir. 0,30’un üzeri genellikle yeterli sayılır.

Aktif kârlılık = Net dönem kârı / aktif toplamı: Aktiflere yapılan yatırımın net kârlılığa ne ölçüde yansıdığını göstermektedir. Kârlılık finansmanın yabancı veya özkaynakla yapılmış olmasına göre ayrıca değerlendirilmelidir. 0,20’nin üzeri yeterli sayılabilir.

Brüt kâr marjı = Brüt satış kârı / net satışlar: Satışlar üzerinden ne kadar kâr sağladığını gösterir. Oranın büyük olması tercih edilir.

Net kâr marjı = Net dönem kârı / net satışlar:  İşletmenin satışlarının tüm giderler düşüldükten sonra net kâra ne ölçüde yansıdığını göstermektedir. Oranın yüksek olması tercih edilmektedir.

Nakit akış oranı = (Net dönem kârı + amortismanlar + nakit çıkışı gerektirmeyen giderler) / (Kısa vadeli borçlar + uzun vadeli borçlar): İşletmenin nakit rezervlerinin yabancı kaynakları karşılama gücünü göstermektedir. Oranın büyük olması tercih edilir.

Bankacılık Sektörüne Has Oranlar

Bankacılık sektörüne ait başlıca oranlar şunlardır:

Sermaye yeterlilik oranı = özsermaye/toplam aktifler: Bankaların özsermayelerinin toplam aktiflere oranını göstermekte olup, özkaynak yeterliliğini ölçmektedir.

Kaldıraç oranı = Yabancı kaynaklar / özsermaye: Bankaların yabancı kaynak olarak aldığı kredilere karşılık ne kadar özkaynağa sahip olduğunu göstermektedir. Oranın küçük olması tercih edilmektedir.

Serbest sermaye oranı = Serbest sermaye (özsermaye + bağlı değ.) / (Faiz geliri + aktifler): Serbest sermaye oranı, faiz getirili aktifler içindeki serbest sermayenin payını gösterir.

Toplam risk karşılama oranı = özsermaye / (toplam aktifler + gayri nakdi riskler): Toplam risk karşılama oranı, bankaların yabancı kaynak –iç kaynak dengesini göstermektedir. Ayrıca bankaların borçlanma sınırının bir göstergesidir.

Likidite oranı = Likit aktifler / yabancı aktifler: Bankaların toplam aktifleri içerisinde, gerçek likit değerler olarak tanımlanabilen nakit değerler, bankalar, merkez bankası, bankalar arası para piyasası, menkul değerler cüzdanı, mevduat munzam karşılıkları toplamı ile mevduat, alınan krediler, varlığa dayalı menkul kıymetler ve ihraç edilen tahvil-bonolardan oluşan borçların ne kadarının karşılanabileceğini göstermektedir.

Bilanço likiditesi = Net kâr / ortalama toplam aktifler: Bu oran, kullanılan her TL banka varlığına karşılık elde edilen kârı gösterir.

Özsermaye kârlılığı = Net kâr / ortalama toplam aktifler: Bankaların özsermayelerini ne ölçüde kârlı bir şekilde kullanabildiklerini göstermektedir.

Aktiflerin net faiz getirisi = Net faiz gelir / ortalama toplam aktifler: Bu oran, kullanılan her TL, banka varlığına karşılık elde edilen faiz gelirini göstermektedir.

Kredilerin ortalama getirisi = Kredilerden alınan faiz, ücret ve komisyonlar / ortalama toplam krediler: Bankalar tarafından verilen her TL kredi için elde edilen kârı göstermektedir.

Faiz getirili aktiflerin ortalama getirisi = Faiz gelirleri / ortalama faiz getirili aktifler: Faiz getirili aktiflerin ne kadar faiz geliri sağladığını göstermektedir.

Piyasa Fiyatlarını Hesaba Katmak:

Bu oranların dışında tüm şirketler için geçerli olan ve hisse işlem gördüğü fiyatla ilişkili olarak değişim gösteren finansal oranlar da vardır. Bu oranlar hissenin finansal özellikleri ile fiyatı arasındaki ilişkiyi ortaya koyar. En fazla önem taşıyanları ve kullanılanları; fiyat-kazanç ve piyasa değeri-defter değeri oranlarıdır.

Fiyat/Kazanç Oranı: İki şekilde hesaplanabilir. 1.Hisse senedinin dönem sonu fiyatı / hisse başına dönem kârı, ve 2.Şirketin dönem sonu piyasa değeri / şirketin net dönem kârı.

Bir hisse senedinin fiyatının hisse başına kazancının kaç katı olduğunu gösterir. Hisse başına kazanç, şirketin dönem net kârının dönem sonu hisse sayısına bölünmesi ile bulunur. Bu oran, dönem net kârından imtiyazlı ve kurucu hisseler, yönetim kurulu ve çalışanlara ödenen temettü çıkarıldıktan sonra kalan kârı dönem sonu hisse sayısına bölerek daha hassas bir şekilde d hesaplanabilir. Dönem kârından düşülecek bu rakamların temini her zaman mümkün olmadığından sıklıkla dönem net kârı kullanılır.

F/K katsayısı, ilerde göreceğimiz gibi bir değerleme yöntemi olarak da kullanılabilir. Tıpkı aşağıdaki PD/DD oranı gibi.

F/K katsayısı özellikle önemli bir katsayıdır. Bir borsanın ortalama F/K’sı veya bir şirketin F/K’sı aşırı derecede yükselmişse borsada kötü şeylere hazır olmak gerekebilir. Tüm dünyada yatırımcılar bu oranı çok yakından takip eder, alım ve satımlarında bunu dikkate alırlar. F/K bir hissenin pahalı mı ucuz mu olduğunu anlamada en sık kullanılan orandır. Diğer temel analiz oranları, örneğin yukarıdakiler piyasa fiyatını içermeyip saf bilanço rakamlarına dayandıklarından piyasa unsurunu hesaba katmazken-ölümcül bir ihmal- F/K ve PD/DD oranları bu kusuru hiç değilse kısmen telafi eder. Yalnız şu var ki, burada da kesin bir ölçüt elde hazır değildir.

F/K’da bir başka sorun da onun içsel çelişkisinden kaynaklanır. Piyasa değeri her gün değişen dinamik bir kavramdır, fakat paydadaki bilanço kârı yıllık olduğundan yıldan yıla değişir. Halbuki o da her üç ayda bir yeniden açıklanır. Çoğu analizci paydadaki bu kârı son dört çeyrek kârın toplamı olarak hesaplar, yıllık kâr olarak değil. Yani son çeyrek kâr eklenir, en eski çeyrek atılır ve yeni bir 12 aylık kâr elde edilir. Bu yöntem bir dinamiği bir dinamiği bir statikle kıyaslarken karşılaşılan zorunlu acayiplikleri aşmak için ehveni şer sayılabilir. Ancak kimi zaman bu en kötü şer olabilir. Bir kere F/K’nın felsefesi kârın geçmiş kâr değil gelecekteki kâr olmasını gerektirir. Çünkü asıl aradığınız “gelecekte pay alacağım bir kârı şimdi kaça almam makuldür” sorusuna bir cevaptır. Yapılması gereken daha çok, açıklanan dönem kârlarını dikkate alarak bir “yıl sonu kârı” tahmini yapmak ve F/K’yı öyle hesaplamaktır. Burada da tahminimizin ne kadar başarılı olduğu F/K hesabınızın sağlığını etkiler.

Piyasa değeri / defter değeri: Bu oran da iki şekilde hesaplanabilir. 1.Hisse senedinin dönem sonu fiyatı / hisse başına özsermaye ve 2. Şirketin dönem sonu piyasa değeri / şirketin dönem sonu öz sermayesi.

Bu oran bir hisse senedinin fiyatının hisse başına özsermaye değerinin kaç katı olduğunu gösterir.

Tıpkı, F/K gibi PD/DD oranı da bir değerleme yöntemi olarak kullanılabilir. Böyle kullanılmasa bile genel bir ucuzluk, pahalılık ölçütü olarak yine tıpkı F/K gibi ele alınabilir. “Genellikle” denir, “piyasa değerinin defter değerinin 3.5-4 katı olması normaldir”. Daha yüksek oranlar yavaş yavaş alarm sebebi sayılabilir. Her ne kadar yeniden değerlendirme yoluyla kimi varlıkların defter değeri (yani bilançoda kayıt altına alınmış, satın alındığı dönem fiyatı) enflasyona karşı kısmen korunuyorsa da genelde defter değerleri gerçek değerin çok altında kalabilir. DD, yaklaşımının bir diğer sorunu örneğin bilançoda bir değer biçilmemiş kimi hakları, örneğin logo, marka gibi değerleri yansıtmamasıdır, lakin bu aslında bilanço ve gelir tablosuna dayalı tüm temel analiz yöntemlerinin temel zaafıdır, sadece bu oranda daha bir sırıtır.

Bir değerleme ve fiyat tespit yöntemi olarak fiyat/kazanç ve piyasa değeri/defter değeri oranları: Piyasa değerlerini mali tahlilin içine katan bu iki oran sadece el yordamıyla bir ucuzluk ve pahalılık ölçütü olarak kullanılmakla kalmayıp, hisse senedinin değerini tam olarak tespit amacıyla da kullanılabilmektedir. Böylelikle temel analiz yöntemi ile bir hisse senedinin gerçekten ucuz mu pahalı mı olduğu o anki piyasa fiyatı hesaba katılarak bulunabilmektedir, en azından öyle ümit edenler de var.

Defter değeri, özsermayenin hisse sayısına bölünmesi ile bulunur. Örneğin 553 milyar özsermaye ve 220 milyon adet de hisse sayısı olan bir şirket (yani 220 milyar TL sermayeli bir şirket) varsayalım. Bu durumda hisse başına defter değeri 553 milyar / 220 milyon = 2513 TL olacaktır. Şimdi yukarıda piyasa değerinin defter değerinden 3 kat yüksek olmasının normal olduğunu söyledik-bu aslında bir varsayımdır. Eğer öyleyse, hisse senedinin normal piyasa değerini bulmak için 2513’ü 3’le çarpalım. 6282 TL çıkar. Şimdi aynı hissenin o sırada borsada kaçtan işlem gördüğüne bakalım. 5200 TL mi? O zaman mali tahlilcimiz hissenin normal fiyatından (“gerçek değer”) ucuz olduğunu dolayısıyla alınması gerektiğini düşünecektir.

Örneğin aynı şirketin sene sonu tahmini net kârının 160 milyar olacağını düşünüyorsunuz. Yine sermayesi 220 milyar. 160/220, hisse başı kazanç 0,727 olur. )F/K hisse başına kazancın resiprokali yani tersidir.) Şimdi sektörün F/K ortalamasının o sırada 9 olduğunu düşünün. O zaman normal bir fiyat 0,727×9 olacaktır )ve çarpı 1000 TL nominal). Demek ki 6543 lira nominal bir fiyat olacaktır. O takdirde örneğin yine 5000 liralık borsa fiyatından bu hisse senedinin ucuz olduğu düşünülecektir.

Şahsen böyle hesaplamalar yapmakla birlikte bunlara çok güvendiğimi söyleyemem. Kanımca bu oranlar böylesi kesin ölçümler için yeterli değil. Hele borsada bir demir çelik şirketinin fiyatını aslında o şirketten büsbütün farklı yapıda diğer 4 demir çelik şirketinin bambaşka sebeplerle oluşmuş 4 ayrı fiyatının dahil olduğu bir hesapla ortaya çıkan 4 ayrı F/K’nın ortalamasının belirlemesi bana göre saçmalığın dik alasıdır. Bununla birlikte özellikle hisse senedinin henüz yeni halka açılacağı sırada bir halka arz fiyatı belirlemek amacıyla bu yöntem kullanılmaktadır. Burada kısmen mecburiyetten kullanılabilir. Ama halka arzdan hisse alacak yatırımcıların yalnızca bu tür hesaplara güvenmekten kaçınmalarını da şiddetle tavsiye ederim.