İslam’da Mübadele, Para ve Faiz

İslam ekonomisinde, mübadele faaliyetine kısaca “Bey’ u şirâ” denir. İmam Gazali’ye göre, “alış-veriş bilgilerini öğrenmek farzdır. Kimse bunların dışında kalamaz. Hz Ömer (R.A.), çarşıya çıkıp buyuruyor ki, “alış-veriş bilgilerini öğrenmeden, hiç kimse bu çarşıda iş yapmasın. Yoksa ister istemez faize düşer.”(1) İslam’da mal ve hizmet mübadelesinin hakkaniyet ölçüleri içinde yürütülmesi istenir. Şöyle ki, Mecelle’nin ilk 403 maddesi alış-veriş bilgileri ve hukuku olarak düzenlenmiştir. İslam ekonomi sisteminde mübadele, şeriatın çizdiği sınırlar içinde, bir mal veya hizmetin satıcı ve alıcı arasında, yazılı veya sözlü bir sözleşmeye bağlanarak değiştirilmesi (satılması veya satın alınması) demektir. Görüyoruz ki, İslamiyet, alış-veriş için üç unsur aramaktadır. Bunlar; satılacak bir mal ve hizmet, bunları satacak ve alacak kimseler ile sözleşme şartıdır.

Paraya olan talep, paranın kendisine değil, karşılığı olan mala ve eşyayadır. Esas görevi mübadele vasıtası ve değer ölçüsü olan para bu amacın dışında kullanılmamalıdır. Para, ekonomi çapında malın malla mübadelesinin yani trampanın mahzurlarını ortadan kaldırarak, mal ve hizmet mübadelesini kolaylaştırır. Zira, bazen faydalı olmakla birlikte, daha önce de belirttiğimiz gibi, trampada tarafların edinmek istedikleri mal konusundaki arzularının çoğu zaman birbirine denk olmaması, malların kıymetlerini belirleme ve bunlar arasındaki eşitliği sağlama güçlüğü ve malların nakil zorluğu gibi mahzurlar vardır. Paralı mübadele bu sakıncaları gidererek üretimi artırmış ve iş bölümünü geliştirmiştir.(2)

Gazali’ye göre para (altın ve gümüş) mal mübadelelerini kolaylaştırmada, elinde ihtiyacın dışında bir mal bulunan kişinin bunu ihtiyaç duyduğu mal ile kolayca mübadele edebilmesinde vasıta, malın değerini tespitte bir ölçü ve eşya arasında adaletle hükmeden bir hakimdir. Para, eşya arasında eşitleştirme fonksiyonunu görür. Ancak bu fonksiyonu onun kendi maddesinde arzu edilen bir taraf olması, öyle bir arzu taşımayanlar için onun geçersiz olmasına sebep olacak, bu da paranın mübadele vasıtası olma özelliğini ortadan kaldıracaktır. Gazali parayı aynaya ve harflere benzetir. Harflerde kendilerinin anlamı yok, fakat anlamlar onlar vasıtasıyla ortaya çıkar. Aynı şekilde paranın kendisinde arzulanacak bir şey olmadığı halde o, her arzunun vesilesidir ve eşyaya onunla tevessül edilir. (3)

İslam düşünürleri para olarak altın ve gümüşü kabul etmişler, bunların dışındaki madeni ve kağıt paralara para adını benzetme yoluyla vermişlerdir. Onlara göre kullanılması meşru olan her şey mübadele aracı olarak kullanılabilir. Bununla beraber “altın ve gümüş, Allah’ın para yapımı için yarattığı en elverişli ve en değerli iki madendir”(4)

Sırası gelmişken şunu da söyleyelim ki, İslam para politikasının başlıca hedefleri fiyat istikrarının sağlanması, belirsizliklerin ve spekülatif eğilimlerin önlenip adaletsizliğe meydan verilmemesi ve bunların bir sonucu olarak da adil gelir dağılımının temin edilmesidir. Madeni para sistemi de para arzını fiyat artışlarına yol açmayacak şekilde denetlemeyi kolaylaştırmıştır. Para arzının fiyat artışlarına yol açmayacak derecede arttığı görülmüştür. Bilindiği gibi piyasadaki para miktarı ile fiyatlar arasında yakın bir ilişki vardır. Madeni para sisteminde kıymetli maden tedariki çok zor, maliyeti de yüksek olduğundan, fiyatların yükselme eğilimi göstermesi nadiren söz konusu olmuştur. Oysa kâğıt paranın maliyeti bir parça kâğıt, biraz mürekkep ve baskı masrafına eşittir. Dolayısıyla basılıp tedavüle sürülmesi  öncekiyle kıyaslanamayacak kadar kolaydır. Başlangıçta kağıt paranın piyasaya sürülmesi altın karşılığı gibi kayıtlara tabiydi. Fakat bugün para basmanın önünde hiçbir maddi sınır kalmamıştır. Tek kayıt “enflasyon korkusu”dur. (5)

Selçuklular ve Osmanlılar, para hacminin artmasını bir politika olarak benimsemişlerdir. Bunun için de ülkeye altın ve gümüş girişini teşvik etmişler, çıkışını ise yasaklamışlardır. Yine Osmanlılar, prensip olarak ülkeye mal getiren yabancı tüccarların yine mal ile dönmesini benimsemişlerdir. Bu da para arzının fiyat artışına yol açması şöyle dursun, piyasa ihtiyaçlarına yetmesi konusunda bile darboğazlar olduğunu ispatlamaktadır.(6)

Madeni para sisteminde paranın değer kaybının zamanımız kapitalist rejimlerindeki paranın değer kaybına göre çok önemsiz olduğunu aritmetik olarak da ispatlayabiliriz. Osmanlı ekonomisi bunun en açık delillerini vermektedir. Mesela ilk bağımsız Osmanlı akçesinin basıldığı 1326 yılından 1740 yılına kadar geçen 414 yıllık süre içinde Osmanlı para hesap ve birimi olan akçenin değerindeki düşme oranı %84.3 idi. Buna göre yıllık ortalama değer kaybı %0.2’de kalmıştır. (7)

Görüldüğü gibi altın ve gümüş paraya dayalı sistemlerde fiyat hareketlerinin kaynağı kural olarak parasal değildir. Bizzat sistemin kendisi bir istikrar unsurudur. Bu yüzden tarihi tecrübe bize İslam para politikasının temeli olarak altına ve gümüşe dayalı bir uygulamayı telkin etmektedir. Bunun geniş anlamı para arzının istikrarı bozmayacak bir sisteme oturtulmasıdır.

Klasik ekonomistler de, “iyi paranın”, sağ paranın” altın standardına bağlanmış “mal para” olduğunu, altın standardına bağlı paranın fiyatlarda istikrarı kendiliğinden sağlayacağı fikrini savunmuşlardır.

Gazali altın ve gümüşün birer maden olarak değerleri olabileceğine de dikkat çekiyor. Bu durumlarda madenlerin yüksek ayarlı olanları kendi maddeleri için aranır hale gelir. Başka bir ifadeyle bunlar mal niteliğine bürünürler. Bu da onların para fonksiyonunu görmelerine engeldir. Öyle ise altın ve gümüş paraların nominal değerleri ya ihtiva ettikleri madeni değerden fazla veya en azından madeni değere denk olması gerekir. altın ve gümüş paralar ülke dışında mal niteliğine bürüneceklerinden, madeni kıymetlerine göre alınıp satılacaktır. Bu nedenle, paranın ülke dışında da nominal değeri üzerinden işlem görmesi için onun en azından nominal değeri kadar maden ihtiva etmesi gerekir. Aksi halde para olarak alınıp satılacaklardır. Paranın mal niteliğini taşıması ve kullanım değeri için aranır olması ise para fonksiyonunu layıkıyla yerine getirebilmesine engeldir. Buna göre İslâm’da mal-para (merchandise-money) kavramı ve uygulaması olmamalıdır. (8)

Kapitalizm faizi, kanuni ve resmi bir hak olarak tanır. Bu sebeple, kapitalist ödünç verirken, nakdi sermayesine karşılık bir fazlalık bekler ve bunu “likit sermayenin kirası” olarak kabul eder. Faiz budur. Bu durum ister istemez, kapitalizmde parayı “çift fiyatlı” durumuna sokar. Yani sermayedar, parayı pahalı satan ve ucuza alan faizci durumuna düşer. Böylece para zenginin lehine, muhtacın aleyhine olmak üzere farklı iki fiyata sahip olur.

Parayı bir ticaret metaı olarak kabul etmeyen İslâm, sermayenin faiz gelirini gayrimeşru ve haksız kazanç yollarından biri olarak kabul eder.

Daha fazlasını ödemesi şartı ile ödünç vermek faizdir. İslam’da böyle bir sözleşme haramdır. Haram bir sözleşme ile ele geçen malın hepsi de haram olur. Faiz ile ödünç vermenin ve almanın haram olduğu Kur’an-ı Kerim’de açıkça bildirilmiştir. İhtiyacı olanın da olmayanın da, faizle ödünç alması haramdır. İhtiyacı olana faiz haram olmaz demek, Kur’an-ı Kerim’in emrini değiştirmek olur.(9)

 

İslam’da faiz “her türlü parayı ve tüketim maddesini, daha fazlasını almak şartı ile cinsi cinsine satmak” olarak tarif edilebilir. Yani aynı cins kalitede olan altını, gümüşü, parayı, yiyecek maddelerini, belirli bir süre sonra, aynı cins ve kalitede olduğu halde daha fazlasını almak üzere ödünç vermek demektir.

İslam ekonomi sistemi faizi yasaklamakla kalmamış, onun tamamen zıddı durumunda bulunan “zekât”ı emretmiştir. Gerçekten de zekât birçok bakımlardan faizin zıddıdır. Kapitalizm, ihtiyaç sahibini bir zaman içinde zengine şart kılınmış bir nisbette bir fazlalık ödemeye zorladığı halde, İslam ekonomi sistemi aksine, zengini, bir yıl geçince sahip olduğu malın, paranın ve ziynetin cinsine göre, nisbeti  “nass” ile tayin olunan bir miktarı ihtiyaç sahiplerine ödemeye mecbur eder. Çünkü zenginlerin mallarında fakir ve yoksullar için belli bir hak vardır.(10) Zekât işte bu hakkın adıdır.

İslam ekonomi sisteminde, zekât, belli bir miktarı aşan altının, gümüşün ve paranın atıl kalmasına fırsat tanımayan bir törpü vazifesi görür. Bunları iş ve yatırım sahasına, piyasaya sürmeye zorlar. Çünkü çalıştırılamayan nakit ve ziynetler, zekât ile yontula yontula nisab miktarının altına düşürülür. İslam’da para durduğu yerde artmaz, çünkü faiz yasağı vardır. Yine İslam’da para piyasa dışında kendini koruyamaz çünkü zekât onu törpüler. O halde çaresiz, para piyasada devretmek zorundadır.

İslam ekonomisinde paranın değerinin sabit kalması başlıca hedeflerdendir. İbni Haldun, İbni Kayyim el-Cevzi, El Mukrizi ve İbni Abidin gibi İslam düşünürleri paranın sabit bir değere sahip olması gerektiğini savunmuşlardır. İmam Gazali, paranın değerinde meydana gelecek değişmelerin zulme ve haksızlıklara sebep olacağını söylerken, El-Mukrizi de paranın değerinin korunabilmesi için devlet tarafından para arzının büyük bir titizlikle kontrol altında tutulması gerektiğini savunur.(11) Süleyman Karagülle de paranın topluma verilen mala karşılık alınan bir senet olduğunu, böyle olunca mal (üretim) çoğalmadan paranın çoğaltılamayacağını ve paranın karşılıksız artıp eksilmemesi gerektiğini söyler. (12) Günümüz ekonomilerinin en büyük sorunu fiyat artışı ve paranın değer kaybına neden olan enflasyon İslam ekonomisinde görülmez. Çünkü enflasyon, İslam’da mevcut olan “Karz-ı hasen” (faizsiz borç verme) müessesesine zarar verir. Enflasyon nedeniyle para değer kaybına uğrar ve borç veren zor durumda kalır. Bu nedenle devlet, maliye politikalarını ekonomiye zarar vermeyecek bir şekilde ayarlamak zorundadır.

 

Yazan: H. Semih Yıldırım

Dördüncü Boyut Dergisi, Sayı:2 1991

Kaynakça:

1-Prof Dr. Cafer Unay, Makro Ekonomi, 1984, s.141

2-İmam Gazali, Kimyayı Saadet

 

3-Ebu’s-Suud Dr Mahmut Ta’siru Tatbik al-Nizam al-iktisadi al-islâmi Fi’l Muctema (tebliğ). Aynı konuda bkz. Dr Sabri Osman “Ebu Hamid Gazali’nin Paraya İlişkin Görüşleri” Uluslararası İslam Bankaları Birliği yayınları Nisan 1982, s.72-80

4-Sahih-i Buhari, Müt. Ahmed Naim, c.6, s.253, Hadis no. 902

5-Doç Dr. Ahmet Tabakoğlu, s.90, d.g.e

6-a.g.e. s.90

7-a.g.e. s91

8-İsmail Özsoy, Türkiye’de Özel Finans Kurumları ve İslam Bankacılığı, s.62

9-İmam-ı Rabbani, Mektubat, 102. mektup

10-Kur’an-ı Kerim, El-Mearic, 24-25

11-Abdulmum’in Dr Muhammed, Al Siyasatül İktisadiyyah Fi’l-İslam, Uluslararası İslam Bankaları Birliği yayınları, s.121

12-Süleyman Karagülle, İslamda Denge