‘Kriz-Büyüme-İstihdam’ Üçgeninde 1994 ve 2001 Krizleri

crisesÇalışma, işveren ile çalışanlar arasında birtakım vaatlerin yerine getirilmesi ve karşılığında bazı kazançların beklendiği bir süreçtir. Kazançlar genelde tarafların uzlaşacağı en düşük ücret düzeyinde gerçekleşir. Ancak, ekonomik dalgalanmalar her ülke ekonomisinde, istihdam alanında değişimlere neden olabilir. Ekonomilerin küçülme dönemlerinde istihdam hacmi daralırken, büyüme dönemlerinde tersi durum izlenmektedir. Bunun yanında, istihdam şartlarında da fazla mesai, iş paylaşımı, geçici olarak izne çıkarma ve benzeri değişiklikler yapılabilir.

Son yıllarda 2001 krizi ardından girilen büyüme döneminde, istihdamda yeteri kadar artış sağlanamaması ve bu nedenle işsizlik oranının düşmemesi önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu yazıda, Türkiye ekonomisinde 1994 ve 2001’de yaşanan krizlerin ardından girilen böyüme sürecinin istihdam piyasasındaki etkilerini irdeleyecek ve 1994, 2001 krizleri istihdama etkilerini karşılaştıracağız. Bu aşamada TCMB verilerini kullanarak sanayi üretimi ile reel kazançlar ve verimlilik ilişkisi 1994 sonrası ve 2001 sonrası dönemlerinde inceleyeceğiz

2001 Krizi Sonrası İstihdam Piyasası:

TÜİK verileri 2001-2006 döneminde ekonominin 806 bin kişilik ek istihdam yarattığını göstermektedir. Altı yıllık dönemde ekonominin bu kadar az istihdam yaratabilmesi hem işsizlik hem de büyüme anlamında önemli bir sorunun göstergesidir. Bu alanda ekonominin 2001 sonrası gelişimi konusunda sıklıkla tartışılan bir konu, büyümenin istihdam yaratamaması ve mevcut büyümenin verimlilik artışı yoluyla sağlanmasıdır. Mevcut veriler ışığında 2001 krizi sonrasında ekonomi oldukça düşük istihdam yaratmış görünmekle birlikte bu sorunu daha detaylı incelemek gerekmektedir.

tablo1-1993-2006

2001 krizinin ardından 2002 ve 2003 yıllarında da istihdam daralmaya devam etmiş ancak 2004’ten sonra (2004-2006 dönemi 1.2 milyon kişi) artmaya başlamıştır.

Türkiye’de son yirmi yılda tarımsal nüfusun payı azalmakta, sanayi ve hizmet sektörlerinde çalışan nüfusun payı artmaktadır. 1996 yılında tarım sektöründe yaklaşık 9.5 milyon kişi çalışırken, bu sayı 2006’da 6 milyona gerilemiştir. Yani ekonomi yapısal bir dönüşümden geçmektedir. 2001-2006 döneminde istihdamdaki değişimin ne kadarının tarımsal, ne kadarının tarımdışı faaliyetlerden kaynaklandığı konusunu önemli kılan başka bir husus, krizin sektörel istihdam dalgalanmalarına neden olmasıdır. Şekil 1’de görüldüğü gibi, Türkiye’de kriz dönemlerinde tarım dışı istihdam hızla daralırken, tarımsal istihdam artmaktadır. Kriz dönemlerinde tarımsal istihdamdaki artış, kentlerde yaşayan ve işsiz kalan nüfusun bir kısmının memleketine dönüp tarımsal faaliyetlere devam ettiği varsayımıyla açıklanabilir. Yeniden büyümeye geçildiği dönemlerde ise tarım dışı istihdam artmaya başlarken, tarımsal istihdam azalmaktadır. Kısaca bu dönemde Türkiye’de sorun, istihdamın işsizliği azaltacak ve tarım sektöründen ayrılanlara yeteri kadar iş yaratacak kadar artmamasıdır.

sekil1-tarimsalistihdam

Karşı taraftan, 2001 krizinde toplam istihdamda gerileme yaşanmış olsa da, Tablo 2’de görüleceği gibi, istihdam hacmindeki gerileme çok yüksek değildir. 2001 yılında ekonomi %10,3 oranında küçülmesine rağmen tarım dışı istihdam %2.7 oranında azalmıştır. İzleyen yıllarda ise tarım dışı istihdam artış göstermektedir. Benzer şekilde imalat sanayi üretim endeksi 2000 yılında 102,1’den 2001’de 92,4’e gerilemiş, imalat sanayi istihdam endeksi ise 89,1’den 81,7’ye düşmüştür. (Tablo 3). Ancak görüldüğü gibi istihdam endeksindeki gerileme, üretim endeksindeki gerilemenin altındadır. Dolayısıyla istihdamdaki gerileme, üretimdeki düşüş kadar yüksek değildir. Diğer bir ifade ile işletmeler, çalışan sayısını, üretimlerindeki düşüş kadar azaltmamış, daha az oranda çalışanı işten çıkarmıştır.

tablo2-tdivetdiharic

Bu durumda, “imalat sanayi işletmeleri 2001 krizinde daha az sayıda çalışanı işten çıkararak atıl istihdam yaratmıştır” demek mümkündür. 2001 sonrası ise sektörün büyümesi, öncelikle atıl istihdamın iş yükünün artırılması ile desteklenmiş, istihdam büyüme hızı sektörün büyüme hazının altında kalmıştır. Buna bir de azalan reel ücretler eklendiğinde ortaya daha net bir resim çıkmaktadır. Acaba imalat sanayi büyümesini verimliliği artırarak ve ücretleri baskı altında tutarak mı gerçekleştirmiştir?

Bunu açıklamak için, TCMB tarafından sağlanan ve 200-2006 döneminde üçer aylık dönemler bazında imalat sanayinde, kişi başına kısmi verimlilik (KVE) ve çalışanların reel kazanç (RKE) ve imalat sanayi üretim (SUE) endeksleri arasındaki ilişki regresyon yöntemi ile incelenebilir.

-Reel Kazanç Endeksi: Belli aralıklarla, çalışılan süre veya yapılan iş karşılığı, çalışılmayan sürelerin ücreti de dahil olmak üzere, çalışana yapılan her türlü nakit ve diğer ödemelerin tümü endeks haline getirilmiştir.

-Kişi Başına Kısmi Verimlilik Endeksi: İmalat sanayinin büyük ölçekli tesislerindeki üretim işçileri sayısını ve yüksek teknolojili sermayenin istihdam ve üretim üzerindeki etkisini ölçmek ve kısmi verimliliği hesaplamak için geliştirilen endekstir.

-imalat Sanayi Üretim Endeksi: TÜİK tarafından yaklaşık 3500 işyerine yapılan anket sonucu elde edilen üretim endeksidir.

1997 yılının baz alındığı dönemde, izleyen yıllarda çalışanların reel kazançları, yani reel olarak çalışanların eline geçen nakdi ve gayri nakdi tüm ödemeler, önemli ölçüde gerilemiştir. Bunun nedeni çalışanlara yapılan ödemelerdeki artışın enflasyonun altında kalmasıdır. İmalat sanayinde çalışanların reel kazanç endeksi 200 yılında 110,2 değerinde iken 2006 yılında 85,7 düzeyine gerilemiştir. Diğer yandan imalat sanayindeki işletmelerin reel kâr endeksi 2000 yılında 53,3 düzeyinde iken 2006’da 165,5’e yükselmiştir. Daha açık bir ifadeyle imalat sanayinde kârlılık artarken çalışanların reel kazançları gerilemiştir. Bu veriler çalışanlar ile işverenler arasındaki psikolojik sözleşmenin işveren kesimi tarafından çalışanlar aleyhine değiştirilmesi anlamına gelmektedir.

tablo3-2000-2006

 

KVE ve RKE’nin bağımsız, SUE’nin bağımlı değişken kabul edildiği regresyon analizinin sonuçları aşağıdaki gibidir.

tablo4-reelkazanc

-Regresyon denklemi SUE = -4.247 – 1.236 (RKE) + 1.467 (KVE) olarak belirlenmiştir.

-R2: Reel kazanç endeksi ve kişi başına kısmi verimlilik endeksi, sanayi üretim endeksindeki değişimin %84.3’ünü açıklamaktadır. Yani, çalışanların reel kazançları ve kısmi verimlilikleri verileri kullanılarak, sanayi üretim endeksi %84.3’lük bir olasılıkla tahmin edilebilmektedir. İmalat sanayinin, büyümesini verimliliği artırarak ve ücretleri baskı altında tutarak gerçekleştirdiği söylenebilir.

-F Testi: F değeri 61.98 ve F olasılık değeri 0’dır. %95 güven aralığında 0.05 değerinden düşüktür ve model sanayi üretim endeksini açıklama gücüne sahiptir.

-Durbin-Watson katsayısı 2.214 değerine sahiptir.

TCMB verilerine göre üretimdeki artışın yanında, imalat sanayi kâr endeksi de artış göstermiştir. Tüm alt sektörleri ile imalat sanayinde kısmi verimlilikteki artış, sektörün reel kârlılığını artırmaktadır. Şekil 2’de görüldüğü gibi kişi başına ve çalışılan saat başına kısmi verimlilik arttıkça imalat sanayinin reel kârlılık endeksi de artmaktadır. Diğer taraftan çalışanlara ait reel kazanç endeksi gerilemektedir. Dolayısıyla, imalat sanayindeki kârlılık artışı bir taraftan çalışanlara yapılan reel ödemelerdeki azalışla finanse edilmekte, bunun yanında çalışanların verimliliği artmaktadır.

sekil2-imalatsanayi

2000 ve 2001 krizlerinin ardından işsiz sayısında ortaya çıkan büyük artış, 2003 yılından itibaren erimeye başlamış ancak, işsizlik oranı henüz kriz öncesi dönemin altına inememiştir. Belirli bir büyüme oranında verimlilik artışı ne kadar yüksek ise istihdam artışı o kadar düşük olmaktadır. Ülkemizde de son yıllardaki durum bunun bir örneğidir. Kriz döneminde boşalan kadrolar, yeni istihdam yoluyla doldurulmamış, önce mevcut çalışanlardan daha yüksek verim alma yoluna gidilmiş, çalışma saatleri artırılmıştır. Özellikle imalat sanayinde verimlilik, hizmetler ve tarım sektörlerine göre daha yüksektir.

1994 ve 2001 Krizleri Sonrası Büyüme ve İstihdam İlişkisi

Bu başlıkta, imalat sanayi istihdamı ile sanayi üretimi arasındaki ilişkiyi inceleme amacımız, kriz sonrası dönemlerde üretimdeki büyüme ile daha fazla istihdamla sağlanıp sağlanamadığını tespit etmektir. Bu amaçla öncelikle 2001 krizi sonrası büyümenin istihdam ile ilişkisini belirlenecek, ardından aynı ilişki 1994 krizi sonrası dönem için incelenecektir. Son olarak iki dönem karşılaştırılacak v varsa farkları yorumlanacaktır. Bu yolla, sanayi üretimi ile üretimde çalışanların sayısı arasında bir ilişki olup olmadığı, varsa ne tür bir ilişki olduğu ve ilişkinin büyüklüğü belirlenebilecektir.

TCMB veritabanından 2000-2006 dönemi üçer aylık imalat sanayi üretim endeksi (SUE) ve istihdam endeksi (ISTEN) verileri alınmış ve rgeresyon analizine tabi tutulmuştur.

tablo5-regresyon

2001 sonrası dönem için regresyon denklemi SUEi = 1.907 + 2.499(ISTEN) olarak tespit edilmiştir. Buna göre 2000-2006 döneminde üretimde çalışanlar endeksindeki değişimin sanayi üretimine etkisi 2.499’dur. Yani, üretimde çalışanlar endeksindeki her bir birimlik artışta, sanayi üretim endeksinde 2.499’luk artış görülmektedir.

Üretimde çalışanlar endeksindeki değişim, sanayi üretim endeksindeki değişimin %53.7’sini açıklamaktadır. F-testi sonucu ise %5’in altındadır ve sonuç anlamlıdır.

2000-2006 dönemi için yapılan analiz, 1994 krizini izleyen dönemdeki durumu görmek amacıyla, 1993-1999 dönemi için de uygulanmıştır.

tablo6-1994krizisonra

1994 krizi sonrası dönem için denklem SUEi = 1.082 + 1.686 (ISTEN) olarak tespit edilmiştir. Buna göre 1993-1999 döneminde üretimde çalışanlar endeksindeki değişimin sanayi üretimine etkisi 1.686’dır. Yani, üretimde çalışanlar endeksindeki her bir birimlik artışta, sanayi üretim endeksindeki 1.686’lık artış görülmektedir.

Üretimde çalışanlar endeksindeki değişim, sanayi üretim endeksindeki değişimin %50.7’sini açıklamaktadır. F-testi sonucu ise %5’in altındadır ve sonuç anlamlıdır.

Sonuç:

1994 ve 2001 krizleri sonrası dönemde, üretimde çalışanlar ve sanayi üretim endeksleri arasındaki önemli fark, üretimde çalışanlar endeksinin iki dönemde aldığı katsayılardır. 1993-1999 dönemi için katsayı 1.686 iken 2000-2006 dönemi için 2.499’dur.  Dolayısıyla 2000-2006 döneminde üretimdeki artışın çalışan sayısına olan duyarlılığı daha yüksektir. Yani, 1993-1999 döneminde çalışan sayısındaki her bir birimlik artışta, sanayi üretim endeksinde 1.6866’lık artış görülmekteyken, aynı oran 2000-2006 döneminde 2.499’a yükselmiştir. Bu kesinlikle, 2001 krizi sonrası dönemde, 1994’e göre daha fazla istihdam yaratıldığı anlamına gelmemektedir. Tersine, 2001 krizi sonrasında ekonomik büyüme daha az istihdam yaratmıştır.

Bu sonuç, 2001 krizi sonrasında istihdam yaratmayan büyüme olarak nitelenen argümanı desteklemektedir. 1994 krizinin gerçekleştiği yıl boyunca istihdam edilen kişi sayısı önemli ölçüde artmış, bu artış iki yıl daha devam etmiştir. Oysa 2001 krizinde istihdam edilen kişi sayısı azalırken, gerileme 2004 yılına dek sürmüştür. Dolasıyıla 2001 krizinin istihdama etkileri 1994’den çok daha derin ve kalıcı olmuştur. Önceki bölümde ortaya konduğu gibi, kriz sonrası büyüme döneminde ise işsizliği azaltacak kadar istihdam yaratılamamış, büyüme verimlilik artışı ve düşen reel ücretler ile finanse edilmiştir.

Diğer taraftan reel kazançlar azalmasına rağmen, çalışanların verimliliğindeki artışı açıklama yolunda şu olasılıklar ön plana çıkmaktadır. Birincisi, çalışanların verimliliğindeki artışın teknolojik yatırımlardaki artıştan kaynaklanıyor olmasıdır. Böylece çalışan başına üretim miktarı artacaktır. İkincisi, kişi başına verimlilik artışında işsiz kalma korkusu önemli bir etkendir. Esnekleşen istihdam şartları, çalışanları işlerini kaybetme endişesi nedeniyle daha fazla çalışmaya sevk edebilir. Üçüncüsü, 2001 krizi ardından işletmelerin yüksek miktarda istihdam yaratmamaları nedeniyle kişi başına verimliliğin artmasıdır. Kriz döneminde istihdamdaki daralma, üretimdeki daralmadan düşük kalmıştır. İzleyen büyüme dönemide ise işletmeler sınırlı yeni istihdam yaratmışlardır. Son olarak ise, son yıllarda iyileşen ekonomik göstergelerin (düşen enflasyon, artan milli gelir vb) yanında iş zenginleştirme (çalışanlara yeteneklerine uygun olarak yeni görevler verme) uygulamaları nedeniyle kişi başına verimliliğin artmış olmasıdır. Verimlilik artışını açıklama konusunda bu varsayımlar gelecek çalışmalar için yararlı olabilir.

Yrd. Doç. Dr. Halil Bader Arslan
Ankara Ünv. SBF