Mübadele Sisteminin Gelişim Sürecinde “Para”

Çağın ve geleceğin ihtiyaç ve problemlerine çözüm olacak çareleri bulup teklif etmek ve geleceğe ait tahminlerde bulunmak çok ince bir iş olmakla birlikte, hayatın varolduğu günden bu güne dek gelmiştir. İnsanların “tasarruf” ve “mübadele” ihtiyacı ve  bunları kolayca başarabilme isteği de bütün bu ihtiyaçları karşılayacak bir vasıtanın gerekliliğine işaret etmiştir. İşte insanoğlu zihnini uzun süre meşgul eden bu problemi “yükte hafif pahada ağır olan” kolay taşınabilir ve korunabilir bir “vasıta” yani paranın icadıyla halletmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi para mübadele ihtiyacının doğurduğu bir vasıtadır. İnsanlar ve kabileler arasında mübadele çok eski devirlerden beri mevcuttur. Mübadele insanın gereksinmelerinden doğmuş bir iş bölümünün işleyişine paralel olarak gelişmiştir. Çok eski devirlerden başlayıp günümüze kadar artan bir hızla gelişen mübadeleyi doğuran nedenlerin başında, insan gereksinmelerinin çokluğu ve hatta sınırsızlığı gelir. İnsan ve kabileler gereksinmeleri olan bütün malları üretmek olanağına sahip olmadıklarından çok eski devirlerde ya yağmaya, ya da mübadeleye başvurmuşlardır. İnsanlar arasında mübadeleyi gerekli kılan ikinci neden yeteneklerin farklı olmasıdır. Çünkü her insanda her üretim için gerekli olan yetenekler yoktur. Nihayet insan, kabile veya milliyet bazında coğrafi şartlar itibarı ile de farklılığa sahipler. Bilindiği gibi her yörede her malı üretmeye coğrafi koşullar elverişli değildir. Öyleyse gereksinmeler, yetenekler ve coğrafi koşullar mübadeleyi doğuran ana nedenlerdir.

İlk devirlerde mübadele arizi bir nitelik taşımaktaydı. Eski devirlerde üretimin ana amacı bireyin gereksinmeleriydi. Ancak bu ihtiyacı aşan miktar, mübadele için kullanılırdı. ama zamanla iş bölümüne gidilince ana amaç mübadele oldu. Böylece eskiden arizi bir nitelik taşıyan mübadele, sonradan devamlılık kazandı. Mübadele konusunda çok eski çağlardan beri değişmeyen büyük kanın; mümkün olduğu kadar az verip, mümkün olduğu kadar fazla almaktır. Yine mübadelede iki önemli husus karşımıza çıkar. Bunlardan birincisi mübadelede mallar sahip değiştirir. Mübadele, malların zaman ve yerde faydasını artırarak mübadelecilerin refah düzeyini yükseltir.

Sosyologlar, ekonomik bir faaliyet olarak mübadelenin, tarih içinde “ayni mübadele” (echange effectif)den, “nakdi mübadele” (Lechange monetaire)ye doğru ilerleme kaydettiğini söylerler.

Bilindiği gibi “ayni mübadele”, üretilen mal ve hizmetlerin, yine ihtiyaç duyulan mal ve hizmetlerle değiştirilmesi demektir. Tarihin en eski mübadele şeklidir. Hayli mahiyet değiştirmiş olmakla birlikte günümüz ekonomisinde de mal ve hizmetlerin, bu yolla değiştirilmesine, hem milli ekonomilerde hem de milletlerarası ekonomik hayatta sık sık rastlamaktayız.

Nakdi yani “para ile mübadele” yapılmadan önce “ayni mübadele” tek değişim yolu ve şekli idi. Durkheimci sosyologlar, mübadelenin klandan millete kadar geçirmiş olduğu safhaları tasvir etmeye çok önem vermişlerdir. Onlara göre klan gibi insan gruplarında gözlenebilen en ilkel şekliyle “sessiz ayni mübadele” hakimdir. Klan fertleri, komşu klanla değiştirmek istedikleri eşyayı, önceden belirli bir yere götürüp bırakırla. Öteki klan fertleri, karşılığı olan eşyayı bırakarak bunları alırlar. Değiştirenler birbirlerini görmezler. Sessizce cereyan eden bu değişimde, iki tarafın birbirine karşı güvenli davranması, klan inançları icabındandır. Çünkü, onlara göre, komşu klanın eşyasına karşılık bir şey bırakmadıkça, onun çarpıcılık kuvveti kendilerine zarar verebilir. Burada görülüyor ki, değişimi sınırlandıran dini değerdir. (1)

Bu sosyologlara göre, “yüz yüze ayni mübadele”, klana nazaran daha yüksek bir cemiyet biçimi olan kabilelerde ortaya çıkar. Kabileler arasında, hem üretilen mal ve ürünlerin karşılıklı mübadelesine, hem de “potlaç” adı verilen mal ve ürünlerin şeref ve itibar yarışması demek olan şölenler esnasında açıkça yağmalanmasına ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasına fırsat hazırlayan karmaşık biçimlerde tezahürüne rastlıyoruz. (2)

Malların mallarla mübadele edildiği yukarıdaki devre “tabii mübadele” (trampa) devri denir. Trampa bir ekonomik malın diğer bir malla doğrudan doğruya derhal mübadelesi yani değiştirilmesidir. Paranın müdahalesi olmadan, trampa ile gereksinmelerin karşılandığı devre “trampa ekonomisi devri” denir. İnsanlığın ilk devrelerinde görülen böyle bir mübadele birçok  sakıncalar taşımaktadır. Bu sakıncalar aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

-Arzuların denklik güçlüğü: Trampa yoluyla mübadelede bulunabilmek için elinde malı bulunan kimsenin alacağı malı bulduğunda, bu malı verip kendininkini kabul eden bir kimse bulması gerekir. O halde piyasa için üretim yapılmadığından, satıcıyı bulmak çok zor olabilir. Örneğin elinde arz edecek öküzü bulunan bir birey tuz arzu ediyorsa, tuz verip öküz almak isteyen bir kişiyi bulacaktır. Bu ise kolay değildir. Bu nedenle trampanın gerçekleşebilmesi için pazar ve panayırlar büyük önem taşır.

-Kıymetlerin eşitliği güçlüğü: Yalnız arzularda denklik mübadelenin gerçekleşmesi için yeterli değildir. Mübadele edilecek bölünmez malların kıymetlerinde denklik olması gerekir. Eğer kıymetler denk değilse ve mallar da bölünmüyorsa trampa gerçekleşemeyecektir.

Örneğin atını verip balık almak isteyen bir kimse, balık verip at almak isteyen bir kimse bulsa bile sorun çözümlenemez. Eğer birinci kişi bir at değerinden balık almak istemiyorsa at parçalanamayacağına göre, trampa gerçekleşemez. Bu nedenle kişilerden biri çoğu zaman gereksinmesinden fazla ya da az mal almak zorunda kalabilir. Bu ise rasyonelliğin ortadan kalkmasını doğurur.

-Kıymetleri belirleme güçlüğü: Mübadeleyi konu alan malların kıymetleri nasıl takdir olunacaktır? Ortada değer ölçüsü olmadığına göre, pazarlık, tartışma, değer hesaplamasında büyük önem taşıyacaktır. Bu durum ise trampayı büyük ölçüde güçleştirir.

-Malların nakil zorluğu: Trampanın doğurduğu dördüncü sakınca, malların yer ve zaman içinde naklidir. Malların yer itibariyle nakli pahalıdır. Zaman itibariyle nakil ise her zaman olanak dahilinde değildir.

Saydığımız bu nedenlerle trampa büyük güçlükler meydana getirmiş ve insanlar ilk devirlerden beri çok aranan, talep olunan bir şeyi vererek istedikleri her şeyi elde edebilmek arzusunu gütmüşlerdir. Bu nedenle para doğmuştur.

Durkheimci sosyologlara göre para ile mübadele, ancak site döneminde görülebilecektir. Tarihi tespitlere göre, bu dönem aşağı yukarı MÖ 7. ve 8. yüzyıllar arasına rastlar. Mübadele, bu dönemde hem dini, hem hukuki hem de siyasi bir karakter kazanacaktır. Nitekim günümüzde dahi görebileceğimiz gibi o zamanın paraları üzerinde dini, örfi motif ve sembollerin yanında hükümdarları veya siyasi kadroları temsil ve ifade eden şekiller vardı. (3)

Site dönemi ve onu izleyen dönemlerde para, yalnız altın ve gümüş sikkelerden ibaret değildi. Bazı hayvanlar, bazı hayvan derileri ve kürkleri, çeşitli mallar, bazı deniz hayvanlarının kabukları değerli taşlar da para görevi yapmışlardır. Örneğin belirli zamanlarda İzlanda’da kimi balıklar para olarak kullanılmıştır. Muhtelif malların fiyatı, 1413-1526 yılları arasında emirnamede kuru balıkla tespit edilmiştir.

20 at nalı-20 kuru balık

1 fıçı şarap-100 kuru balık

1 varil tereyağı-120 kuru balık

Halen Alaska yarımadasında, Hudsan Körfezi’nde, Japonya ve Estonya’da Kastor postları aynı vazifeyi görür. Aynı şekilde sığırın para olarak kullanıldığı tarihi belgelerle tespit edilmiştir. Örneğin Germen kanunları cezaları sürü hayvanıyla tespit eder.

Tarihte para olarak kullanılan kendiliğinden değeri olan mallar devir ve ülkelere göre değişiklik gösterir. Zeytinyağı, kumaş, tuz, çivi, kolyeler buna örnektir.

Para uzun gelişmesi boyunca insanlığa çok büyük faydalar sağlamıştır. Para, trampayı alım ve satım diye ikiye ayırarak onun sakıncalarını ortadan kaldırmıştır. Bunun yanında yalnız mübadele değil, akitlerin yapılmasında büyük faydalar sağlamıştır. Paranın bulunmasından sonra piyasa için üretim artmış, iş bölümü gelişmiş ve insan emeğinin verimliliği artmıştır. Para, kıymetlerin zaman içinde naklini yaptığından tasarruf gelişmiş, üretim kamçılanmış, servet birikimini hızlandırmıştır. Böylece para, yalnız bir mübadele vasıtası olmakla kalmayıp, ekonomik gelişmeye de katkıda bulunmuştur.

Bu nedenlerle de para insan ve toplum mutluluğuna katkıda bulunmuş, bireyi alım, satım, seyahat ve zaman bakımlarından daha hür hale getirmiştir. Tabii ekonomi devrinde kişi bir an için elinde miktarı yeterli mal olsa bile gelecek için güvencesi zayıf ya da hiç yoktur. Bu yüzden birey malına bağlıydı. Oysa, para kişiye hem hürriyet hem de güvence kazandırmıştır.

Günümüzde “bağımsız satın alma gücü olan umumi bir mübadele aleti” olarak tanımlanan paranın fonksiyonları;

-Mübadele vasıtası,

-Kıymet ölçüsü,

-Kıymet biriktirme vasıtası,

-Kıymet nakli vasıtası

olarak sıralayabiliriz. Saydığımız bu fonksiyonları yerine getirebilmesi için paranın “iyi para” olması gerekir. İyi paranın nitelikleri ise şöyle sıralanabilir:

-Sabit bir değeri olmalıdır,

-Kolaylıkla tanınmalıdır,

-Doğal ya da yapay bir değere sahip olmalıdır,

-Kolayca bozulmamalıdır,

-Kolayca taşınmalıdır.

Buraya kadar paranın tarihi gelişimini ve fonksiyonlarını izah ettikten sonra, onun faizle olan ilgisine de değinmeyi gerekli görüyorum. Faizi, paranın kullanılması karşılığında para ile ödenen bir fiyat olarak tanımlayabiliriz. Yani faiz, paranın kirasıdır. Bir kimsenin parasını ödünç verdiğinde aldığı kira yani faizi iki bölümde düşünmek mümkündür. Önce, faiz, enflasyon nedeniyle verilen para ile iadesinde geri alınan paranın satın alma gücü farkını ödünç verene sağlar. Sonra faiz, ödünç verilen paranın iade edilmemesi riskine de karşılıktır. Nihayet faiz bu iki duruma cevap verecek seviyeyi aşıyorsa, bu kısım net faiz, yani paranın net kirasıdır. Öyleyse faiz içerisinde üç etmenin payı vardır.

Faiz menşei itibarı ile çok tartışmalıdır. İlk çağlarda genellikle faiz reddedilmiş ve günah olarak düşünülmüştür. Bu nedenle de faiz yasaklanmıştır.  Eski Yunanda faizi kabul etmeyen Aristo’ya göre “para yavrulamaz” yani faiz paranın gayrimeşru çocuğudur. Bu yüzden faizin ekonomik hayatta yer almaması gerekir. Çünkü para zamanla yavrulamayıp sadece mübadeleyi kolaylaştıran bir vasıtadır.(4)

Ortaçağ Avrupası’nda Saint Thomas d’Aquin’e göre faiz haksızlık nedeni ve günah kaynağıdır. Ortaçağdaki görüşe göre faiz yasağı çok sert olmayıp, istisnalarla ona yer bulunmuştur. Yasak olan daha çok net faizdir. Çünkü Saint Thomas d’Aquin’ine göre “faiz zamanın kirasıdır”, zaman ise insanlara ait olmayıp yalnız Allah’ın malıdır. Bu nedenle ilk ve ortaçağlarda faiz yasaktır.(5)

Faiz konusunda anlayışın değişmesi XVI. yüzyılda başlamıştır. Protestanlığın doğuşu, dinde reform hareketleriyle sanayi, ticaret ve banker faaliyetleri kamçılanmış ve Calvin kapitalizmi keşfedilmiştir. Dürüst ve aşırı olmayan faizi her zaman haklı gören Fransız Calvin, ekonomik hayatın gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Bir İngiliz tarihçisinin de dediği gibi K. Marx’ın XIX. yüzyılda işçi sınıfı için yaptığını Calvin daha önce burjuva sınıfı için yapmıştır. Merkantilizmin de doğmasında etkili olan bu görüşlerle faiz yasağı İngiltere’de 1545 ve 1789’da kaldırılmıştır.

XX. yüzyılın başlarında Keynes ve Houwarth gibi çağdaş iktisatçılar faizin iktisadın tedavisi güç hastalığı olduğuna inandıkları için onun ortadan kaldırılması yolunda çaba harcadılar. Fakat bu yüzyılın başlarında Silvio Gesell’in yazdıkları hariç tutulursa, iktisat alimlerinden hiçbiri, faizin hatalı taraflarını kökten halledecek, insanları faizin tesirinden kurtarabilecek nazariyeyi bulamamışlardır.

Kaynakça

1)Hilmi ziya Ülken,  Sosyoloji,  1943, s.223

2)a.g.e. s.224

3)a.g.e. s.224

4)Prof Dr Cafer Unay, Makro Ekonomi 1984, s.141

5)a.g.e. s.141

 

Yazan:

H. Semih Yıldırım

Dördüncü Boyut Dergisi, Sayı:2, 1991