Yeniden Dizayn ve Pay Edilen Dünya Ticaretinde Türkiye Nerede?

2007 ortalarında ABD’de “Subprime mortgage” piyasasının çöküşüyle başlayan kriz, 2008’in son çeyreğinde global finans piyasalarına da sirayet etti. Bu krizde en çok etkilenen bölge AB-Avrozone oldu. Avro uygulamasının sistemik yanlışlarının yanında, sanayi üretiminin Çin’e kayması gibi etkenler nedeniyle, ekonomik sorunların çözümünün rekabet etmek yerine işbirliğine gitmekten geçtiği düşüncesi ile uluslararası işbirliklerinin yolu açıldı.

Bunlardan en önemli iki tanesi ABD – AB arasındaki Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması ve ABD ile 11 ülke arasında yürütülen Trans-Pasifik Ticaret ve Yatırım İşbirliği Anlaşması.

ABD ile AB arasında iki yıl içinde sonuçlandırılması beklenen TTIP ile iki ülke ekonomisinin yaklaşık %1.5 oranında büyüyeceği tahmin ediliyor. Ancak bu anlaşmayla Türkiye gibi dünyanın geri kalan ekonomilerinin negatif etkilenmesi bekleniyor.

2008’de başlatılan ve ABD ile 11 ülke arasında yürütülen TPP, yani Trans-Pasifik Ticaret ve Yatırım İşbirliği Anlaşmasında sonuca ulaşıldı. Dünya ekonomisinin %40’ını içine alan anlaşma Bruney, Şili, Singapur, ABD, Yeni Zelanda, Peru, Avusturalya, Vietnam, Malezya, Kanada, Meksika ve Japonya’yı kapsıyor.

Bu anlaşmanın ABD için bir diğer önemi de dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin karşısında bölgede önemli bir blok oluşturması.

Her iki anlaşma da hızla Çin ve Asya’ya geçen küresel ticareti düzenleme gücünü AB ve ABD’nin tekrar eline almasına ve uzakdoğuda Çin’e alternatif ticaret ortakları bulmayı amaçlıyor. Bu anlaşmalarla dünya ticaretinin %63’üne hükmedebilecekler.

Buna mukabil, Çin de BRICS gibi yapılanmalarla kendi çıkarlarını koruma peşinde.

Türkiye Nerede?

Dünyada yeniden iki kutuplu bir soğuk savaş dönemine girilirken ve bu güç savaşında ekonomi ve ticaret ön plana çıkarken Türkiye nerede?

Siyasi ve askeri açıdan daima ABD ve AB tarafında yer alan Türkiye, bu ticaret anlaşmalarında hiçbir varlık gösteremiyor ve böyle giderse “Kaybedenler Kulübü”ne üye olacak.

Özellikle ABD ile AB arasındaki serbest ticaret anlaşmasının gerçekleşmesi durumunda, ABD malları Türkiye’ye gümrüksüz girerken, Türk malları ABD’de gümrüğe tabi olacak.

95’teki gümrük birliği gereği Türkiye, AB’nin tercihli gümrük rejimine uyum sağlamakla yükümlü. Bu uyum, üçüncü ülkeler ile yapılan serbest ticaret anlaşmalarını da kapsıyor. GB kararına göre, pazarını üçüncü ülkelere otomatik olarak açmak durumunda olan Türkiye, AB üyesi olmadığı için bu ülkelerin pazarlarına aynı şartlarda giremiyor. Bu tıkanıklığı aşmak için de AB’nin anlaşmaya vardığı üçüncü ülkelerle ayrıca ikili anlaşmalar imzalamak zorunda kalıyor ki bu da çok kolay bir süreç olmuyor. Nitekim bugüne kadar AB 28 ülke ile serbest ticaret anlaşması imzalarken, Türkiye sadece 18 ülke ile böyle bir anlaşma imzalayabildi.

Dünyada ticari-ekonomik (aslında aynı zamanda siyasi) yönden saflar belirlenirken ve herkes dahil olduğu tarafın getireceği avantajlardan faydalanırken ne yazık ki Türkiye şu an ortada kalmış gözükmektedir.

Batı ve özellikle ABD’nin bir dediğini iki etmeyen bir ülke için bu durum gerçekten acınacak bir haldir.